Rahmeti Bol ve Kesintisiz Olan Allah'ın Adıyla.
Sad. Zikir sahibi Kur'an'a ant olsun.
Doğrusu Kafirler büyüklenmelerine yediremediklerinden muhalefet ediyorlar.
Onlardan önce nice kuşakları yok ettik. O zaman feryat ettiler, ama artık kurtuluş vakti geçmişti.
İçlerinden, kendilerine bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar. Kafirler: "Bu, yalancı bir büyücüdür." dediler.
"O, bunca ilahı, bir tek ilah mı kılıyor? Kuşkusuz bu şaşılacak bir şeydir."
Onlardan, meleler harekete geçerek: "Bildiğiniz yoldan gitmeye devam edin, ilahlarınızı bırakmayın. Kesinlikle sizden beklenen budur." dediler.
"Biz, bunu son inanç sistemlerinde de duymadık. Bu yalnızca bir uydurmadır."
"Zikir, aramızda ona mı indirildi?" Oysaki onlar Benim zikrimden kuşku içindedirler. Hayır, onlar azabımı henüz tatmadılar.
Yoksa Çok Yüce ve Çok Bağışta Bulunan Rabb'inin rahmet hazineleri onların yanında mı?
Ya da göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü onlara mı ait? O halde sebepler bulsunlar da yükselsinler!
Onlar, burada bozguna uğramış gruplardan meydana gelmiş bir ordudur.
Onlardan önce Nuh toplumu, Ad, kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı.
Ve Semud, Lut'un halkı ve Eyke halkı; işte onlar da işbirlikçi gruplardır.
Onların hepsi de Resulleri yalanladı. Bu nedenle azabımı hak ettiler.
Bunlar geri dönüşü olmayan bir çığlıktan başkasını beklemiyorlar.
Ve: "Rabb''imiz, Hesap Günü'nden önce azaptan payımıza düşeni hemen ver." dediler.
Onların dediklerine sabret, güçlerin sahibi kulumuz Davud'u düşün. O, her durumda Allah'a yönelirdi.
Dağları boyun eğdirdik. Akşamdan gündoğumuna onunla birlikte tesbih ederlerdi.
Kuşların tamamı toplu halde ona yönelmişlerdi.
Onun gücünü pekiştirdik. Ona Hikmet'i ve fesle-l hitabı verdik.
Birbirleriyle davalıların haberi sana geldi mi? Duvarı aşarak mihraba gelmişlerdi!
Davud'un yanına girdiklerinde o, onlardan korktu. "Korkma! İki davacıyız. Birimiz ötekine haksızlık etti. Şimdi sen, hakkımızda hakk ile hüküm ver. Haksızlık etme. Bize makul olan yolu göster." dediler.
"Bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu var ve benim bir tek koyunum var. Buna rağmen onu da kendisine vermemi istedi ve tartışmamızda bana üstünlük sağladı."
"Gerçekten, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle doğrusu sana haksızlık etmiştir. Ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve salihatı yapanlar haksızlık etmezler. Ancak onlar da ne kadar azdır!" dedi. Davud, kendisini fitnelendirdiğimizi iyice anladı. Hemen Rabb'inden bağışlanma diledi, ruku ederek, tam bir teslimiyetle Rabb'ine yöneldi.
Böylece onu bundan dolayı bağışladık. Onun yanımızda yüksek konumu ve iyi bir sığınağı vardır.
Ey Davud! Biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. İnsanlar arasında Hakk ile hükmet. Hevaya uyma. Aksi halde heva seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar, Hesap Günü'nü göz ardı etmiş olduklarından, kendileri için çok şiddetli bir azap vardır.
Biz, göğü, yeri ve ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık. Bu, kafirlerin görüşüdür. Kendilerini ateşe atan, kafirlerin vay haline.
İman eden ve salihatı yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir tutar mıyız? Ya da takva sahiplerini facirlerle bir tutar mıyız?
Bu; akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünüp öğüt almaları için, sana indirdiğimiz kutlu bir Kitap'tır.
Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel bir kuldu. O, her zaman Allah'a yönelendi.
Bir zaman kendisine, akşamüstü iyi cins safkan atlar sunulmuştu.
"Doğrusu ben Rabb'imin öğüdünden dolayı hayra muhabbeti sevdim." dedi. Derken gözden kayboldular.
"Onları bana geri getirin." Ardından bacaklarını ve boyunlarını mesh etmeye başladı.
Ant olsun ki Süleyman'ı fitnelendirdik. Kürsüsünün üzerine bir ceset bıraktık. Sonra o Bize yöneldi.
"Ey Rabb'im! Beni bağışla. Bana, benden sonra hiç kimsenin sahip olamayacağı bir mülk bağışla. Kuşkusuz ki Sen, Bol Bol Bağışlayıcı'sın." dedi.
Bunun üzerine rüzgarı onun emrine verdik. Onun emri ile dilediği yere yumuşak bir esinti ile akıp gidiyordu.
Ve şeytanları. Her türlü yapı ustasını ve dalgıçları.
Ve zincirlerle bağlanmış olan diğerlerini de.
Bu Bizim verdiklerimizdir. Artık hesabı sana kalmış, dilediğine ver veya verme.
Onun yanımızda iyi bir makamı ve iyi bir geleceği vardır.
Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Bir zamanlar Rabb'ine seslenmişti: "Şeytan bana dert ve azap dokundurdu."
"Ey Eyyub! Ayağın ile topukla! İşte bu hem yıkanılacak hem de içilecek soğuk su."
Katımızdan bir rahmet ve akıl sahipleri için bir ibret olarak, ona yanında yer alanları ve onlarla birlikte bir o kadarını daha bahşettik.
Ve eline bir deste al, onunla yola koyul ve hanis olma. Biz, onu sabredici bulduk. O ne iyi kuldu! O, her zaman Allah'a yöneldi.
Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an.
Biz, onları sürekli ahiret yurdu düşüncesiyle arınmış, samimiyet sahibi kimseler yaptık.
Onlar, yanımızda seçkin ve hayırlı kimselerdendir.
İsmail'i, Elyesa'yı ve Zu'l-Kifl'i de an. Hepsi de hayırlı kimselerdendir.
Bu bir öğüttür. Kuşkusuz takva sahipleri için iyi bir gelecek vardır.
Adn Cennetlerinin kapıları onlara açıktır.
Orada keyiflerince oturmuş olarak onlara pek çok meyve ve içecek sunulur.
Ve yanlarında, bakışlarını koruyan yaşıtlar vardır.
İşte bu, Hesap Günü için size söz verilenlerdir.
Bu, bitmez tükenmez rızkımızdır.
İyilerin durumu budur. Azgınlar için ise kötü bir gelecek vardır.
Varacakları yer Cehennem'dir. Orası ne kötü bir yataktır.
İşte kaynar ve kokuşmuş su; tatsınlar bakalım!
Ve aynı türden çeşit çeşit azaplar.
İşte bunlar da sizinle birlikte azaba katlanacak olan bir gruptur. Onlara rahatlık yoktur. Onlar, ateşe girecek olanlardır.
Diğerleri ise: "Hayır! Asıl size rahatlık yok. Ona uğramamızın sebebi sizsiniz. O ne kötü bir konaklama yeridir!" dediler.
"Rabb'imiz! Buna kim sebep olduysa onun ateşteki azabını kat kat arttır!" dediler.
"Biz, neden kötülerden olarak gördüğümüz adamları görmüyoruz?" derler.
Hani kendilerini alaya almıştık! Yoksa buradalar da biz mi görmüyoruz?
Ateş halkının birbirleriyle bu çekişmeleri kesinlikle gerçektir.
De ki: "Ben yalnızca bir uyarıcıyım. Tek ve kahredici olan Allah'tan başka ilah yoktur."
Göklerin, yerin ve ikisinin arasında olan şeylerin Rabb'i Mutlak Üstün Olan'dır, Çok Bağışlayıcı'dır.
De ki: "O, çok büyük bir haberdir."
"Siz, ondan yüz çeviriyorsunuz."
Onlar tartışırlarken, benim Mele-i A'la'ya dair bir bilgim yoktu.
Bana, yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum için vahyediliyor."
Hani Rabb'in meleklere: "Ben çamurdan bir beşer yaratacağım." demişti.
Onu biçimlendirip, ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın!
Bunun üzerine meleklerin tamamı, hep birlikte secde ettiler.
Ancak iblis etmedi. O kibirlendi ve zaten o kafirlerdendi.
"Ey İblis! İki elimle yarattığım şeye secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü taslıyorsun, yoksa kendini çok mu üstün görüyorsun?" dedi.
"Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın." dedi.
"Oradan çık! Sen kesinlikle racimsin." dedi.
Lanetim, Din Günü'ne kadar senin üzerindedir.
İblis: "Rabb'im! O halde yeniden dirilme gününe kadar bana süre ver." dedi.
Allah, "Peki süre verilenlerdensin." dedi.
Zamanı bilinen güne kadar.
İblis: "Öyleyse, izzetine ant olsun ki onların hepsini azdıracağım." dedi.
"Ancak içlerinden muhles kulların hariç."
"Gerçek budur. Ben, gerçeği söylerim." dedi.
Allah: "Ant olsun ki Cehennem'i senden ve sana uyanlardan dolduracağım." dedi.
De ki: "Sizden yaptığım bu işe karşı bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir sorumluluk getirenlerden değilim."
O, ancak bütün insanlık için bir zikirdir.
Onun haberini bir zaman sonra kesinlikle bileceksiniz.